ÜNİTE 7: ULUSLARARASI PİYASALAR VE FİNANSAL YÖNETİM

31 dk okuma

Ünite 8: Çağdaş Yönetim Konuları

Ünite 8: Çağdaş Yönetim Konuları

Giriş

Çağdaş yönetim, kiriz yönetimi, farklılık yönetimi, risk yönetimi gibi rekabette öne geçeme için iş hayatının benimsediği ve içselleştirdiği konulardır. İnsanların hayal gücünün bir örgütü taşıyacağı yere getirmek ve tasarlamak yönetimin en önemli görevleridir.

Bilgi Yönetimi

Bilgi çağının başlangıcı olarak kabul edilen 2000’li yıllarla birlikte, stratejik öneme sahip “bilgi” kavramı işletmeler için rekabet üstünlüğünü sağlamada en önemli araçlardan birisi haline gelmiştir. Bilgi, enformasyonun biçimlendirilmiş ve işlenmiş diğer bir ifadeyle anlam kazanmış halidir. Bilgi paylaşıldıkça ve kullanıldıkça çoğalan bir üretim faktörüdür.

Literatürde bilginin sınıflandırılmasıyla ilgili açık bilgi ve örtük bilgi olmak üzere iki tür ayrıma rastlanmaktadır. Herkes tarafından açıkça belirtilen, anlaşılabilir ve gizlenmeyen her türlü bilgi açık bilgi; açıklanamayan anlaşılması zor ve paylaşılması güç olan bilgi ise örtülü bilgi olarak ifade edilmektedir.

Örtülü bilgiden örtülü bilgiye aktarım usta çırak ilişkisi modelidir ve taklit ile kazanılır.

Örtülü bilgiden açık bilgiye geçiş ise ustadan öğrendikleri bilgiler kayıt ederek bilgiyi bir yazılı metne dönüştürmesidir.

Açık bilgeden açık bilgiye geçiş, kayıtlı herhangi bir bilginin başka bir biçimde kayıt edilmesidir.

Açık bilgeden örtülü bilgiye geçiş , bilgi bir bütünün içinde paylaşıldıkça, diğer çalışanlar bu bilgiyi içselleştirmeye, kendi örtülü bilgilerini genişletme, yaymak ve yeniden biçimlendirmek için kullanılmasıdır.

Bilgi yönetimi, bilginin örgütsel amaçlar doğrultusunda, üretilmesi, dağıtılması ve uygulanması sürecidir. Bilgi yönetim süreci;

  • Bilginin geliştirilmesi ve üretimi,

  • Bilginin saklanması ve depolanması,

  • Bilginin paylaşılması,

  • Bilginin kullanımı

olmak üzere dört aşamadan oluşmaktadır.

Bilginin Geliştirilmesi ve Üretimi: Bu aşama yeni yeteneklerin ürünlerin ve fikirlerin geliştirildiği aşamadır.

Bilginin saklanması ve Depolanması: Örgütün saklanmaya değer bilgiyi saklayabildiği ve depolayabildiği, istediğinde de kullanıma hazır hale getirip, ulaşabildiği aşamadır.

Bilginin Paylaşılması: Örgütte kullanılan ve üretilen önemli bilgilerin tüm örgüt çalışanları tarafından kullanılabilmesine imkan tanıyan aşamadır.

Bilginin Kullanımı : Rekabet ortamında bilginin kullanılmasıyla yaratılan iş süreçleri uygulamalarıdır.

Çatışma Yönetimi

Gerek kişisel yaşamda gerekse örgütsel yaşamda kişilerin çatışma içerisine girmesi doğal bir olgudur. Nedeni ne olursa olsun anlaşmazlık ve çekişmeleri tamamen kaldırmak değil, çatışmaları etkili bir şekilde yönetebilmektir. Literatürde çatışmaya yönelik üç farklı görüş aşağıda kısaca özetlenmiştir:

Geleneksel Görüş: Çatışmayı olumsuz bir kavram olarak tanımlayan ve kaçınılması gereken bir durum şeklinde değerlendiren görüştür.

İnsan İlişkileri Yaklaşımı: Çatışmanın tüm örgüt ve gruplar için doğal bir olgu olduğu görüşündedir. Bu yaklaşımda, çatışmanın varlığı kabul edilmekte hatta örgütün performansını olumlu etkilediği ifade edilmektedir.

Etkileşimci Görüş: Bu yaklaşım; uyumlu barışçıl, işbirlikçi bir grubun yeniliğe ve değişime kayıtsız kalamayacağı görüşüne dayanarak, çatışmayı olumlu göstermektedir.

Çatışmalar kişiler arası ilişkiler, bireyin kişiliği, davranışı, tutumu, işletmenin örgüt yapısı gibi birçok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Çatışma türlerini taraflarına, ortaya çıkış şekillerine ve niteliğine göre üç grup altında toplamak mümkündür. Taraflarına göre çatışmalar beş gruba ayrılmaktadır.

İç Çatışma : Kişinin kendi kendine çatışması

Kişilerarası Çatışma: İki ya da daha fazla kişi arasındaki düşünce, amaç ve görüş farklılıklarından kaynaklanan anlaşmazlıkları ifade eden çatışmadır.

Kişi ve Gruplar arası Çatışma: Kişinin grup amaçlarını ve değerlerini benimsememesinden kaynaklanarak kişiye yapılan baskı nedeniyle ortaya çıkan çatışmadır.

Gruplar arası çatışma: Örgüt içinde faaliyet gösteren gruplar arasında çeşitli nedenlerle ortaya çıkan yönetilmesi zor anlaşmazlıklar şeklinde ifade edilen çatışmadır.

Örgütler arası çatışma: İki veya daha fazla örgüt arasındaki anlaşmazlıkları ifade eden çatışmadır.

Ortaya çıkış şekillerine göre çatışmalar üç grupta incelenmektedir.

Potansiyel Çatışma: Uyumsuzluk ve anlaşmazlık ihtimali taşıyan çatışmadır.

Algılanan Çatışma: Taraflar arası algı farklılıklarından kaynaklanan çatışmadır.

Açık Çatışma: Gözle görülür bir şekilde eyleme dönüştürülen çatışmadır.

Niteliğine göre çatışmalar şeklînde iki grupta incelenmektedir.

Fonksiyonel Çatışma: Örgütün amaçlarına hizmet eden çatışmadır.

_Fonksiyonel Olmayan Çatışma:_Örgütün amaçlarına ulaşmasına engel yaratan çatışmadır.

Çatışmanın türü ne olursa olsun, çatışmalardan kaynaklanın olumsuz sonuçların ortaya çıkmaması için ekin bir şekilde yönetilmesi gerekir. Çatışmayı yönetmek gerek bireyler gerekse örgütler açısından olumlu sonuçlar yaratacak şekilde yönetmek oldukça zordur. Çatışma yönetimi, uzlaşmazlığı belirli bir yönde sonuca yöneltebilmek için, çatışmaya taraf olanların ya da üçüncü bir tarafın bir dizi eylemde ve karşı eylemde bulunmasıdır. İşletmelerde ortaya çıkacak çatışmaları yönetmenin temel amacı, örgüt içerisinde olumlu, yapıcı ve uzlaşmacı bir ortam oluşturmaktır.

Kişilerarası çatışma yönetimi, temelde kişinin kendisi ve başkaları için duyduğu iki temel güdü ve ilgiden oluşur. Çatışmanın yönetilmesinde etkili beş davranış stratejisi bulunmaktadır. Bu beş çatışma yönetimi stratejisi şunlardır:

İşbirliği: Bireyin hem kendisi hem de karşı taraf için endişelendiğinde kullandığı bir stratejidir. İki tarafın da kabul ettiği etkin bir çözüme ulaşmada; açıklığın, karşılıklı fikir alışverişlerinin ve bilginin paylaşıldığı, farklılıkların dikkate alındığı bir yöntemdir.

Uzlaşma: Her iki tarafın da kendi çıkarlarından vazgeçerek ortak çıkarlar doğrultusunda birleşmeleridir.

Güç Kullanma: Çatışmaların, yöneticinin gücünün ve otoritesinin kullanılarak çözümlenmesini ifade etmektedir.

Uyum: Kişisel fedakârlık unsuru içeren ve güç kullanma stratejisinin tersi olan bu stratejide kişi başkalarını daha fazla kendisini ise daha az önemsemektedir.

Kaçınma: Sorunun daha fazla büyümesini engellemek ya da tarafların sorunu kendi aralarında çözmelerine imkan tanımak için yöneticinin taraf olmadığı ve çatışmaya doğrudan girmediği bir stratejidir.

Farklılık Yönetimi

Örgütler, içinde birbirinden farklı özelliklere sahip birçok insanın ortak amaçları gerçekleştirmek için bir araya geldikleri yerlerdir. Bu farlılıklar cinsiyet, eğitim, kişilik farlılıkları, politik farklılıklar gibi çok yönlüdür.

Farklılık hem bireysel hem de sosyal boyutlu bir kavramdır. En genel anlamıyla farklılık; birtakım özelliklerin çeşitliliği ve diğerlerinden ayırt edici özelliklere sahip olması şeklinde tanımlanmaktadır. Örgütteki farklılıkların kaynakları, farklılık türlerin iki grup altında incelemektedir.

Bireysel Farklılıklar: Bireysel farklılıklar; birincil ve ikincil karakteristik özellikler ile kişilik özellikleri olmak üzere kendi içinde üç başlığa ayrılmaktadır. Etnik köken, zeka, fiziksel engel gibi doğuştan gelen unsurları kapsayan birincil karakteristik özelliklerdir. İkinci karakteristik özellikler ise, meslek, kültür, medeni durum, politika, inançlar gibi bireylerin sonradan öğrendikleri ve benimsedikleri özelliklerdir. Kişilik özellikleri ise, kişiden kişiye göre değişen yetenekler, beceriler gibi kişiye özel karakter özellikleridir.

Örgütsel Farklılıklar: Örgütsel ve yönetsel olmak üzere iki başlık altında incelenmektedir. Örgütsel özellikler; mülki yapı farklılıkları, hukuki yapı farklılıkları ve fonksiyonel yapı farklılıkları olarak sıralanabilmektedir. Yönetsel özellikler ise; güç ve otorite kullanımı, liderlik ve yönetim anlayışı olarak sıralanmaktadır.

Farklılıkların örgütler açısından sorunlara yol açmaması ve insanları bir araya getirmesi, büyük ölçüde farklılıkların etkin bir şekilde yönetilmesine bağlıdır. Karmaşıklık düzeyi giderek artan bir çevrede faaliyet gösteren örgütlerin çalışanlarının sayısı artmakta ve çalışanların özellikleri de farklılaşmaktadır. Farklılıklar yönetimi, insanların birbirlerinden farklı olduğu gerçeğinden hareketle, tüm farklılıklara hoşgörü ve anlayışla yaklaşmayı içermektedir. Farklılık etkin bir şekilde yönetildiğinde olumlu kurumsal imajla birlikte rekabet avantajı sağlar, grup ve örgütsel performansı arttırır, nitelikli iş görenleri çekme ve elde tutma mümkün olabilir.

Farklılığın anlaşılamadığı, kabullenilemediği ve iyi yönetilemediği durumlarda farklı düzeyde sorunlar ile karşılaşılır. Bu sorunlar gurup ve takım ilişkisinde, örgüt çapında sorunlara yol açabilir. Farklılık yönetiminin temel amaçları, dönüşüm gereksinimlerini en iyi karşılayan ve yetenekli işgücü oluşturmak, tüm iş görenlerinin potansiyellerini gelişilmesine fırsat vermek, tüm iş görenleri kucaklamak ve saygı duymak, farklılığın bir maliyet unsuru olarak değil, kazancı arttırıcı bir unsur olarak görmek, ekiplerin işlerini koordineli yapacak şekilde örgüt yapısı kurmak ve burada kilit rolü oynayanlara liderlik vermek, her kesimden gelen işgücüne ve tüm paydaşlara farklılıkların yönetimi konusunda mesaj iletmektir.

Kriz Yönetimi

Günümüzde hemen her ülke ve hemen her işletme, zaman zaman küçük ya da büyük bir ya da birçok krizle karşı karşıya kalmaktadır.

Kriz; istenmeyen, beklenmeyen, öngörülemeyen, acil müdahale gerektiren ve gerilim yaratan bir durumu ifade etmektedir. Bir sistemin temel ilkelerini, mevcut özünü ve sübjektif yapısını bütünüyle tehdit eden finansal bir bozulma, rutin sistemi bozan ve aniden ortaya çıkan herhangi bir durum, zamanı ve tipi belli olmayan işletmeyi tehlikeye sokacak durumlar, psikolojik olarak derinden yaralayabilecek olaylar olarak tanımlanır. Kriz, istenmeyen, beklenmeyen, öngörülemeyen ve acil müdahalede gerektiren bir sorundur. Krizin özelileri, kriz özellikle ciddi bir problemdir ve ciddi bir müdahale gerektirir. Ayrıca kriz güvenden yoksunluk ve belirsizliktir. Bazı krizler ortaya çıkıncaya kadar uzun süre gerektirir ve aniden de ortaya çıkabilir. Kriz yönetici, iş gören, hissedarlar, tedarikçiler gibi üçüncü kişileri de ciddi şekilde etkiler, Krizler çözümlenirken bile tekrar ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda fırsatları değerlendirme amacıyla bilinçli şekilde de ortaya çıkabilir ve mutlak bir felaket değildir.

Krizlerin birçok farklı nedeni bulunmaktadır. Krize yol açan faktörleri temelde işletme dışı ve işletme içi çevre faktörleri olmak üzere iki başlık altında açıklayabiliriz.

İşletme Dışı Çevre Faktörleri: işletme dışı faktörler kendi aralarında altıya ayrılmaktadır. Doğal faktörler, toprak, su, iklim ve çevre kirliliği gibi çevreyle ilgili beklenmedik gelişmelerdir. Ekonomik faktörler, işletmenin faaliyet gösterdiği ülkelerdeki istikrarsızlık, yüksek enflasyon ya da durgunluğa bağlı olarak arz talep dengelerinin bozulmasıdır. Politik ve yasal faktörler, yasal yapı, politik müdahale, finansal destek, dış rekabet konusunda hükümetin yaklaşımı gibi devlet politikasındaki değişiklikleri ifade eder. Toplumsal yapı, toplumdaki insan ilişkilerinin değer yargılarının değişmesi, toplumsal ve kültürel sorunlar işletmeleri krize götüren nedenler arasında yer almaktadır. Teknolojik faktörler, toplumsal hayatı ve buna bağlı olarak işletmelerde değişimi zorunlu hale getiren önemli bir faktördür. Diğer faktörler, endüstriyel kazalar, halkın işletmeye duyduğu güvenin azalması, düşmanlık ve suç olayları gibi faktörlerdir.

İşletme İçi Faktörler: Bu faktörler örgütün uygulamada oluşan yetersizlikleri ve sorunlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Örgüt yapısının merkeziyetçi olması, tepe yöneticilerinin öngörü yapmada ve önlem almadaki yetersizlikleri, iletişim sisteminin olmaması gibi nedenler kriz yaratan unsurlar arasında yer almaktadır.

Krizden genel anlamıyla çeşitli türleri vardır. Boykot, gasp veya rüşvet gibi dış ekonomik saldırılar olabilir. Dedikodu, bilgilerin çalınması gibi dışsal bilgiye dayalı nedeni de olabilir. Sabotaj, yönetici kaçırma, cinsel taciz ve ürüne zarar verme, işin durması gibi problemler olabilir.İnsan kaynakları olarak çalışanların morali, yönetici değişimi, mesleki hatalar şeklinde gelebilir. Bu bakımdan krizi sona erdirmek önemlidir ve kriz oluşturabilecek sinyalleri en iyi bir şekilde değerlendirmek gerekir.

Kriz yönetimi, krizden kurtulma, krize karşı hazırlıklı olma, krizin etkilerini hafifletme ve krizin ortaya çıkardığı durumu iyileştirmeye çalışma çabalarından oluşmaktadır. Kriz yönetim süreci 4 aşamadan oluşur:

Kriz Belirtilerinin Anlaşılması: Yöneticilerin bilgi ve tecrübeleri doğrultusunda kriz oluşmadan önce ortaya çıkan birtakım sinyallerin alındığı aşamadır.

Hazırlık ve Önleyici tedbirlerin Alınması: Kriz belirtileri anlaşıldıktan sonra çevre şartlarına, örgüte ve krizin yarattığı fırsatlara bağlı olarak hazırlık yapılmalı ve önleyici tedbirler alınmalıdır.

Durumun Kontrol Altına Alınması: Alınan önleyici tedbirler sayesinde koşulların normal hale döndüğü aşamadır.

Düzenleyici Önlemlerin ve Değişimlerin Yapılması: Koşulların normal hale dönmesinin ardından düzeltici önlemlerin alındığı ve örgüte esneklik kazandıracak gerekli değişimlerin yapıldığı aşamadır.

İtibar Yönetimi

İtibar, örgütün kendi paydaşları (çalışanlar, müşteriler, hissedarlar vb.) tarafından nasıl algılandığıdır. İtibarın işletme açısından ele alınmasıyla kurumsal itibar olgusu karşımıza çıkmaktadır. Bir kurumun itibarı, paydaşlarının gözünde saygı görmesiyle, güvenilir olmasıyla ve dürüstlüğüyle yakından ilişkilidir.

İtibar ile iç içe geçmiş iki kavram kimlik ve imajdır. Kimlik örgütün kendisi ile ilgili algılamalarından oluşurken, imaj örgüt dışında yer alan paydaşların örgüt ile ilgili algılamalarından oluşmaktadır. Kurumsal itibar üç aşamalı bir süreç halinde yönetilmektedir.

Mevcut Durumun Teşhis Edilmesi: Bu aşamada işletmeler mevcut paydaşlarının gözündeki itibar algılarını ortaya koymaktadırlar.

Gelecek Durumun Belirlenmesi: Bu aşamada işletmeler stratejik analiz yaparak işletme için arzulanan gelecek itibar değerini, rakip işletmelerin durumlarını göz önünde bulundurarak belirlemektedirler.

Değişimin Yönetilmesi: Bu son aşamada ise arzu edilen gelecek itibarına ulaşmak için yapılacak faaliyetler belirlenmekte ve uygulamaya geçirilmektedir.

Risk Yönetimi

Kökeni Fransızca olan risk kavramı; hasar, kayıp, tehlike, zarar bazen de fırsat ve kazanç olarak ifade edilmektedir. İşletmeler genellikle risk ile ilgili dört farklı stratejiye sahiptir:

Riski Göze Alma: Durumu gözlemek dışında bir şey yapmamaktadır.

Riski Azaltma: Riskin boyutlarının küçülmesidir.

Risk Transferi: Riskin paylaşılmasıdır.

Riskten Kaçınma: Risk içeren duruma girmemektedir.

Risk yönetimi; kesin olmayan geleceğin doğasını anlama, eğer tehdit içeriyorsa bu tehditleri hafifletme ve eğer fırsatlar sunuyorsa bu fırsatlardan yarar sağlamak için iyimser planlar yapma sürecidir.

Günümüzün belirsizlik koşullarında işletmelerin başarılı bir biçimde faaliyetlerini sürdürebilmesi için riskin etkin bir şekilde yönetilmesi gerekir. Bunun için işletmelerin çevresindeki değişme ve gelişmeleri yakından izlemesi, işletme ve dışında risk yaratabilecek durumları sık sık gözden geçirmesi ve gerekli önlemleri alması gerekmektedir.

Marka Yönetimi

Marka; herhangi bir isim, bir sözcük, harf, rakam, renk, şekil, sembol, işaret ya da bir tasarım olabilir. Marka ile ilgili temel bazı kavramlar şunlardır:

Marka Farkındalığı: Tüketicinin farklı koşullar altında markanın tanımlayıcı özelliklerini (isim, logosu, sembolü, ambalajı vb.) tarif etmesi olarak yansıyan, markanın hafızadaki kalıcılık düzeyidir.

Marka İmajı: Tüketicinin zihninde yer alan markanın bütüncül resmi olarak tanımlanabilir.

Marka Kimliği: Marka kimliğine yönelik olarak markanın imajını yansıtmak ve güçlendirmek için sözcük, slogan, renk, sembol ve bir dizi öykü vb. araçların kullanılması.## Ünite 8: Çağdaş Yönetim Konuları

Ünite 8: Çağdaş Yönetim Konuları

Giriş

Çağdaş yönetim, kiriz yönetimi, farklılık yönetimi, risk yönetimi gibi rekabette öne geçeme için iş hayatının benimsediği ve içselleştirdiği konulardır. İnsanların hayal gücünün bir örgütü taşıyacağı yere getirmek ve tasarlamak yönetimin en önemli görevleridir.

Bilgi Yönetimi

Bilgi çağının başlangıcı olarak kabul edilen 2000’li yıllarla birlikte, stratejik öneme sahip “bilgi” kavramı işletmeler için rekabet üstünlüğünü sağlamada en önemli araçlardan birisi haline gelmiştir. Bilgi, enformasyonun biçimlendirilmiş ve işlenmiş diğer bir ifadeyle anlam kazanmış halidir. Bilgi paylaşıldıkça ve kullanıldıkça çoğalan bir üretim faktörüdür.

Literatürde bilginin sınıflandırılmasıyla ilgili açık bilgi ve örtük bilgi olmak üzere iki tür ayrıma rastlanmaktadır. Herkes tarafından açıkça belirtilen, anlaşılabilir ve gizlenmeyen her türlü bilgi açık bilgi; açıklanamayan anlaşılması zor ve paylaşılması güç olan bilgi ise örtülü bilgi olarak ifade edilmektedir.

Örtülü bilgiden örtülü bilgiye aktarım usta çırak ilişkisi modelidir ve taklit ile kazanılır.

Örtülü bilgiden açık bilgiye geçiş ise ustadan öğrendikleri bilgiler kayıt ederek bilgiyi bir yazılı metne dönüştürmesidir.

Açık bilgeden açık bilgiye geçiş, kayıtlı herhangi bir bilginin başka bir biçimde kayıt edilmesidir.

Açık bilgeden örtülü bilgiye geçiş , bilgi bir bütünün içinde paylaşıldıkça, diğer çalışanlar bu bilgiyi içselleştirmeye, kendi örtülü bilgilerini genişletme, yaymak ve yeniden biçimlendirmek için kullanılmasıdır.

Bilgi yönetimi, bilginin örgütsel amaçlar doğrultusunda, üretilmesi, dağıtılması ve uygulanması sürecidir. Bilgi yönetim süreci;

  • Bilginin geliştirilmesi ve üretimi,

  • Bilginin saklanması ve depolanması,

  • Bilginin paylaşılması,

  • Bilginin kullanımı

olmak üzere dört aşamadan oluşmaktadır.

Bilginin Geliştirilmesi ve Üretimi: Bu aşama yeni yeteneklerin ürünlerin ve fikirlerin geliştirildiği aşamadır.

Bilginin saklanması ve Depolanması: Örgütün saklanmaya değer bilgiyi saklayabildiği ve depolayabildiği, istediğinde de kullanıma hazır hale getirip, ulaşabildiği aşamadır.

Bilginin Paylaşılması: Örgütte kullanılan ve üretilen önemli bilgilerin tüm örgüt çalışanları tarafından kullanılabilmesine imkan tanıyan aşamadır.

Bilginin Kullanımı : Rekabet ortamında bilginin kullanılmasıyla yaratılan iş süreçleri uygulamalarıdır.

Çatışma Yönetimi

Gerek kişisel yaşamda gerekse örgütsel yaşamda kişilerin çatışma içerisine girmesi doğal bir olgudur. Nedeni ne olursa olsun anlaşmazlık ve çekişmeleri tamamen kaldırmak değil, çatışmaları etkili bir şekilde yönetebilmektir. Literatürde çatışmaya yönelik üç farklı görüş aşağıda kısaca özetlenmiştir:

Geleneksel Görüş: Çatışmayı olumsuz bir kavram olarak tanımlayan ve kaçınılması gereken bir durum şeklinde değerlendiren görüştür.

İnsan İlişkileri Yaklaşımı: Çatışmanın tüm örgüt ve gruplar için doğal bir olgu olduğu görüşündedir. Bu yaklaşımda, çatışmanın varlığı kabul edilmekte hatta örgütün performansını olumlu etkilediği ifade edilmektedir.

Etkileşimci Görüş: Bu yaklaşım; uyumlu barışçıl, işbirlikçi bir grubun yeniliğe ve değişime kayıtsız kalamayacağı görüşüne dayanarak, çatışmayı olumlu göstermektedir.

Çatışmalar kişiler arası ilişkiler, bireyin kişiliği, davranışı, tutumu, işletmenin örgüt yapısı gibi birçok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Çatışma türlerini taraflarına, ortaya çıkış şekillerine ve niteliğine göre üç grup altında toplamak mümkündür. Taraflarına göre çatışmalar beş gruba ayrılmaktadır.

İç Çatışma : Kişinin kendi kendine çatışması

Kişilerarası Çatışma: İki ya da daha fazla kişi arasındaki düşünce, amaç ve görüş farklılıklarından kaynaklanan anlaşmazlıkları ifade eden çatışmadır.

Kişi ve Gruplar arası Çatışma: Kişinin grup amaçlarını ve değerlerini benimsememesinden kaynaklanarak kişiye yapılan baskı nedeniyle ortaya çıkan çatışmadır.

Gruplar arası çatışma: Örgüt içinde faaliyet gösteren gruplar arasında çeşitli nedenlerle ortaya çıkan yönetilmesi zor anlaşmazlıklar şeklinde ifade edilen çatışmadır.

Örgütler arası çatışma: İki veya daha fazla örgüt arasındaki anlaşmazlıkları ifade eden çatışmadır.

Ortaya çıkış şekillerine göre çatışmalar üç grupta incelenmektedir.

Potansiyel Çatışma: Uyumsuzluk ve anlaşmazlık ihtimali taşıyan çatışmadır.

Algılanan Çatışma: Taraflar arası algı farklılıklarından kaynaklanan çatışmadır.

Açık Çatışma: Gözle görülür bir şekilde eyleme dönüştürülen çatışmadır.

Niteliğine göre çatışmalar şeklînde iki grupta incelenmektedir.

Fonksiyonel Çatışma: Örgütün amaçlarına hizmet eden çatışmadır.

_Fonksiyonel Olmayan Çatışma:_Örgütün amaçlarına ulaşmasına engel yaratan çatışmadır.

Çatışmanın türü ne olursa olsun, çatışmalardan kaynaklanın olumsuz sonuçların ortaya çıkmaması için ekin bir şekilde yönetilmesi gerekir. Çatışmayı yönetmek gerek bireyler gerekse örgütler açısından olumlu sonuçlar yaratacak şekilde yönetmek oldukça zordur. Çatışma yönetimi, uzlaşmazlığı belirli bir yönde sonuca yöneltebilmek için, çatışmaya taraf olanların ya da üçüncü bir tarafın bir dizi eylemde ve karşı eylemde bulunmasıdır. İşletmelerde ortaya çıkacak çatışmaları yönetmenin temel amacı, örgüt içerisinde olumlu, yapıcı ve uzlaşmacı bir ortam oluşturmaktır.

Kişilerarası çatışma yönetimi, temelde kişinin kendisi ve başkaları için duyduğu iki temel güdü ve ilgiden oluşur. Çatışmanın yönetilmesinde etkili beş davranış stratejisi bulunmaktadır. Bu beş çatışma yönetimi stratejisi şunlardır:

İşbirliği: Bireyin hem kendisi hem de karşı taraf için endişelendiğinde kullandığı bir stratejidir. İki tarafın da kabul ettiği etkin bir çözüme ulaşmada; açıklığın, karşılıklı fikir alışverişlerinin ve bilginin paylaşıldığı, farklılıkların dikkate alındığı bir yöntemdir.

Uzlaşma: Her iki tarafın da kendi çıkarlarından vazgeçerek ortak çıkarlar doğrultusunda birleşmeleridir.

Güç Kullanma: Çatışmaların, yöneticinin gücünün ve otoritesinin kullanılarak çözümlenmesini ifade etmektedir.

Uyum: Kişisel fedakârlık unsuru içeren ve güç kullanma stratejisinin tersi olan bu stratejide kişi başkalarını daha fazla kendisini ise daha az önemsemektedir.

Kaçınma: Sorunun daha fazla büyümesini engellemek ya da tarafların sorunu kendi aralarında çözmelerine imkan tanımak için yöneticinin taraf olmadığı ve çatışmaya doğrudan girmediği bir stratejidir.

Farklılık Yönetimi

Örgütler, içinde birbirinden farklı özelliklere sahip birçok insanın ortak amaçları gerçekleştirmek için bir araya geldikleri yerlerdir. Bu farlılıklar cinsiyet, eğitim, kişilik farlılıkları, politik farklılıklar gibi çok yönlüdür.

Farklılık hem bireysel hem de sosyal boyutlu bir kavramdır. En genel anlamıyla farklılık; birtakım özelliklerin çeşitliliği ve diğerlerinden ayırt edici özelliklere sahip olması şeklinde tanımlanmaktadır. Örgütteki farklılıkların kaynakları, farklılık türlerin iki grup altında incelemektedir.

Bireysel Farklılıklar: Bireysel farklılıklar; birincil ve ikincil karakteristik özellikler ile kişilik özellikleri olmak üzere kendi içinde üç başlığa ayrılmaktadır. Etnik köken, zeka, fiziksel engel gibi doğuştan gelen unsurları kapsayan birincil karakteristik özelliklerdir. İkinci karakteristik özellikler ise, meslek, kültür, medeni durum, politika, inançlar gibi bireylerin sonradan öğrendikleri ve benimsedikleri özelliklerdir. Kişilik özellikleri ise, kişiden kişiye göre değişen yetenekler, beceriler gibi kişiye özel karakter özellikleridir.

Örgütsel Farklılıklar: Örgütsel ve yönetsel olmak üzere iki başlık altında incelenmektedir. Örgütsel özellikler; mülki yapı farklılıkları, hukuki yapı farklılıkları ve fonksiyonel yapı farklılıkları olarak sıralanabilmektedir. Yönetsel özellikler ise; güç ve otorite kullanımı, liderlik ve yönetim anlayışı olarak sıralanmaktadır.

Farklılıkların örgütler açısından sorunlara yol açmaması ve insanları bir araya getirmesi, büyük ölçüde farklılıkların etkin bir şekilde yönetilmesine bağlıdır. Karmaşıklık düzeyi giderek artan bir çevrede faaliyet gösteren örgütlerin çalışanlarının sayısı artmakta ve çalışanların özellikleri de farklılaşmaktadır. Farklılıklar yönetimi, insanların birbirlerinden farklı olduğu gerçeğinden hareketle, tüm farklılıklara hoşgörü ve anlayışla yaklaşmayı içermektedir. Farklılık etkin bir şekilde yönetildiğinde olumlu kurumsal imajla birlikte rekabet avantajı sağlar, grup ve örgütsel performansı arttırır, nitelikli iş görenleri çekme ve elde tutma mümkün olabilir.

Farklılığın anlaşılamadığı, kabullenilemediği ve iyi yönetilemediği durumlarda farklı düzeyde sorunlar ile karşılaşılır. Bu sorunlar gurup ve takım ilişkisinde, örgüt çapında sorunlara yol açabilir. Farklılık yönetiminin temel amaçları, dönüşüm gereksinimlerini en iyi karşılayan ve yetenekli işgücü oluşturmak, tüm iş görenlerinin potansiyellerini gelişilmesine fırsat vermek, tüm iş görenleri kucaklamak ve saygı duymak, farklılığın bir maliyet unsuru olarak değil, kazancı arttırıcı bir unsur olarak görmek, ekiplerin işlerini koordineli yapacak şekilde örgüt yapısı kurmak ve burada kilit rolü oynayanlara liderlik vermek, her kesimden gelen işgücüne ve tüm paydaşlara farklılıkların yönetimi konusunda mesaj iletmektir.

Kriz Yönetimi

Günümüzde hemen her ülke ve hemen her işletme, zaman zaman küçük ya da büyük bir ya da birçok krizle karşı karşıya kalmaktadır.

Kriz; istenmeyen, beklenmeyen, öngörülemeyen, acil müdahale gerektiren ve gerilim yaratan bir durumu ifade etmektedir. Bir sistemin temel ilkelerini, mevcut özünü ve sübjektif yapısını bütünüyle tehdit eden finansal bir bozulma, rutin sistemi bozan ve aniden ortaya çıkan herhangi bir durum, zamanı ve tipi belli olmayan işletmeyi tehlikeye sokacak durumlar, psikolojik olarak derinden yaralayabilecek olaylar olarak tanımlanır. Kriz, istenmeyen, beklenmeyen, öngörülemeyen ve acil müdahalede gerektiren bir sorundur. Krizin özelileri, kriz özellikle ciddi bir problemdir ve ciddi bir müdahale gerektirir. Ayrıca kriz güvenden yoksunluk ve belirsizliktir. Bazı krizler ortaya çıkıncaya kadar uzun süre gerektirir ve aniden de ortaya çıkabilir. Kriz yönetici, iş gören, hissedarlar, tedarikçiler gibi üçüncü kişileri de ciddi şekilde etkiler, Krizler çözümlenirken bile tekrar ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda fırsatları değerlendirme amacıyla bilinçli şekilde de ortaya çıkabilir ve mutlak bir felaket değildir.

Krizlerin birçok farklı nedeni bulunmaktadır. Krize yol açan faktörleri temelde işletme dışı ve işletme içi çevre faktörleri olmak üzere iki başlık altında açıklayabiliriz.

İşletme Dışı Çevre Faktörleri: işletme dışı faktörler kendi aralarında altıya ayrılmaktadır. Doğal faktörler, toprak, su, iklim ve çevre kirliliği gibi çevreyle ilgili beklenmedik gelişmelerdir. Ekonomik faktörler, işletmenin faaliyet gösterdiği ülkelerdeki istikrarsızlık, yüksek enflasyon ya da durgunluğa bağlı olarak arz talep dengelerinin bozulmasıdır. Politik ve yasal faktörler, yasal yapı, politik müdahale, finansal destek, dış rekabet konusunda hükümetin yaklaşımı gibi devlet politikasındaki değişiklikleri ifade eder. Toplumsal yapı, toplumdaki insan ilişkilerinin değer yargılarının değişmesi, toplumsal ve kültürel sorunlar işletmeleri krize götüren nedenler arasında yer almaktadır. Teknolojik faktörler, toplumsal hayatı ve buna bağlı olarak işletmelerde değişimi zorunlu hale getiren önemli bir faktördür. Diğer faktörler, endüstriyel kazalar, halkın işletmeye duyduğu güvenin azalması, düşmanlık ve suç olayları gibi faktörlerdir.

İşletme İçi Faktörler: Bu faktörler örgütün uygulamada oluşan yetersizlikleri ve sorunlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Örgüt yapısının merkeziyetçi olması, tepe yöneticilerinin öngörü yapmada ve önlem almadaki yetersizlikleri, iletişim sisteminin olmaması gibi nedenler kriz yaratan unsurlar arasında yer almaktadır.

Krizden genel anlamıyla çeşitli türleri vardır. Boykot, gasp veya rüşvet gibi dış ekonomik saldırılar olabilir. Dedikodu, bilgilerin çalınması gibi dışsal bilgiye dayalı nedeni de olabilir. Sabotaj, yönetici kaçırma, cinsel taciz ve ürüne zarar verme, işin durması gibi problemler olabilir.İnsan kaynakları olarak çalışanların morali, yönetici değişimi, mesleki hatalar şeklinde gelebilir. Bu bakımdan krizi sona erdirmek önemlidir ve kriz oluşturabilecek sinyalleri en iyi bir şekilde değerlendirmek gerekir.

Kriz yönetimi, krizden kurtulma, krize karşı hazırlıklı olma, krizin etkilerini hafifletme ve krizin ortaya çıkardığı durumu iyileştirmeye çalışma çabalarından oluşmaktadır. Kriz yönetim süreci 4 aşamadan oluşur:

Kriz Belirtilerinin Anlaşılması: Yöneticilerin bilgi ve tecrübeleri doğrultusunda kriz oluşmadan önce ortaya çıkan birtakım sinyallerin alındığı aşamadır.

Hazırlık ve Önleyici tedbirlerin Alınması: Kriz belirtileri anlaşıldıktan sonra çevre şartlarına, örgüte ve krizin yarattığı fırsatlara bağlı olarak hazırlık yapılmalı ve önleyici tedbirler alınmalıdır.

Durumun Kontrol Altına Alınması: Alınan önleyici tedbirler sayesinde koşulların normal hale döndüğü aşamadır.

Düzenleyici Önlemlerin ve Değişimlerin Yapılması: Koşulların normal hale dönmesinin ardından düzeltici önlemlerin alındığı ve örgüte esneklik kazandıracak gerekli değişimlerin yapıldığı aşamadır.

İtibar Yönetimi

İtibar, örgütün kendi paydaşları (çalışanlar, müşteriler, hissedarlar vb.) tarafından nasıl algılandığıdır. İtibarın işletme açısından ele alınmasıyla kurumsal itibar olgusu karşımıza çıkmaktadır. Bir kurumun itibarı, paydaşlarının gözünde saygı görmesiyle, güvenilir olmasıyla ve dürüstlüğüyle yakından ilişkilidir.

İtibar ile iç içe geçmiş iki kavram kimlik ve imajdır. Kimlik örgütün kendisi ile ilgili algılamalarından oluşurken, imaj örgüt dışında yer alan paydaşların örgüt ile ilgili algılamalarından oluşmaktadır. Kurumsal itibar üç aşamalı bir süreç halinde yönetilmektedir.

Mevcut Durumun Teşhis Edilmesi: Bu aşamada işletmeler mevcut paydaşlarının gözündeki itibar algılarını ortaya koymaktadırlar.

Gelecek Durumun Belirlenmesi: Bu aşamada işletmeler stratejik analiz yaparak işletme için arzulanan gelecek itibar değerini, rakip işletmelerin durumlarını göz önünde bulundurarak belirlemektedirler.

Değişimin Yönetilmesi: Bu son aşamada ise arzu edilen gelecek itibarına ulaşmak için yapılacak faaliyetler belirlenmekte ve uygulamaya geçirilmektedir.

Risk Yönetimi

Kökeni Fransızca olan risk kavramı; hasar, kayıp, tehlike, zarar bazen de fırsat ve kazanç olarak ifade edilmektedir. İşletmeler genellikle risk ile ilgili dört farklı stratejiye sahiptir:

Riski Göze Alma: Durumu gözlemek dışında bir şey yapmamaktadır.

Riski Azaltma: Riskin boyutlarının küçülmesidir.

Risk Transferi: Riskin paylaşılmasıdır.

Riskten Kaçınma: Risk içeren duruma girmemektedir.

Risk yönetimi; kesin olmayan geleceğin doğasını anlama, eğer tehdit içeriyorsa bu tehditleri hafifletme ve eğer fırsatlar sunuyorsa bu fırsatlardan yarar sağlamak için iyimser planlar yapma sürecidir.

Günümüzün belirsizlik koşullarında işletmelerin başarılı bir biçimde faaliyetlerini sürdürebilmesi için riskin etkin bir şekilde yönetilmesi gerekir. Bunun için işletmelerin çevresindeki değişme ve gelişmeleri yakından izlemesi, işletme ve dışında risk yaratabilecek durumları sık sık gözden geçirmesi ve gerekli önlemleri alması gerekmektedir.

Marka Yönetimi

Marka; herhangi bir isim, bir sözcük, harf, rakam, renk, şekil, sembol, işaret ya da bir tasarım olabilir. Marka ile ilgili temel bazı kavramlar şunlardır:

Marka Farkındalığı: Tüketicinin farklı koşullar altında markanın tanımlayıcı özelliklerini (isim, logosu, sembolü, ambalajı vb.) tarif etmesi olarak yansıyan, markanın hafızadaki kalıcılık düzeyidir.

Marka İmajı: Tüketicinin zihninde yer alan markanın bütüncül resmi olarak tanımlanabilir.

Marka Kimliği: Marka kimliğine yönelik olarak markanın imajını yansıtmak ve güçlendirmek için sözcük, slogan, renk, sembol ve bir dizi öykü vb. araçların kullanılması.

Marka Çağrışımları: Markanın rekabet içinde bulunduğu rakip markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan bir özellik ya da yarar bileşeni olarak ifade edilebilir.

Marka Denkliği: Markanın adı, sembolleri, çağrışımları ve itibarının değeridir.

Marka Sadakati: Tüketicilerin belirli bir markaya karşı olan olumlu tutumları ve o markayı sürekli satın alma davranışları olarak tanımlanabilir.

Algılanan Kalite: Tüketici tarafından markanın kalitesinin nasıl algılandığıyla ilgilidir.

Marka yönetimi; markanın oluşturulması, karakter özelliklerinin ortaya çıkarılması, bu özelliklerin en yüksek etkinlik ve verimlilik düzeyine ulaşmaları için sürekli geliştirilerek planlama, örgütleme, yönetme, koordinasyon ve kontrol sürecidir. Markanın etkin bir şeklide yönetilmesi markanın işletmelere sağladığı avantajları arttırma üzerinde oldukça etkilidir.

Stres Yönetimi

Stres, bir gerginlik hali ya da tehdit oluşturan, değişme ve uyum ve gerektiren herhangi bir çevresel istek ya da tehdit oluşturan, değişme ve uyum gerektiren herhangi bir çevresel istek ya da beklentiye verilen addır.

Bireylerin strese yönelik tepkileri üç aşamada gelişmektedir:

Alarm aşaması: Bireylerin dış uyarıcıyı stres olarak algıladığı ilk durumdur. Bu aşamada; göz bebekleri genişler, yüz solar, kalp atışları hızlanır, damarlar büzülür, soğuk ter boşalır, kan şekeri yükselir ve mide asit salgılaması artar.

Direnme Aşaması: Stres verici koşullara rağmen uyuma elverişli bir durum ortaya çıkarsa direnç oluşur. Bu durumda bireylerin alarm tepkisi sırasındaki belirtileri ortadan kalkar. Birey direnç gösteriyorsa stresi yenebilir.

Tükenme Aşaması: Stres uzun süreli olursa uyum içinde vücudun kapasitesi tükenir, savunması azalır ve birtakım hastalıklar ortaya çıkar.

Stresin yarattığı olumsuz etkileri azaltmak ya da ortadan kaldırmak için stresin etkin bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir. Genel olarak stresle mücadelede iki strateji kullanılmaktadır.

Bireysel Mücadele Stratejileri: İçerik olarak tepkisel olan bu stratejiler, var olan strese yöneliktir. Uzun süreli stresi ortadan kaldırmada uygulanacak bireysel stratejiler arasında egzersiz, çeşitli gevşeme teknikleri, direnme, beslenme yer almaktadır.

Örgütsel Mücadele Stratejileri: Bu teknikler, örgüt düzeyindeki stres kaynaklarını ortadan kaldırmayı veya sosyal destek sistemleri ile stresin etkisini azaltmayı hedeflemektedir. Örgütsel mücadele stratejileri arasında; fiziksel çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sosyal destek sistemleri, yetki devri ve çalışma ortamını insancıllaştırma şeklinde sıralamak mümkündür.

Değişim Yönetimi

En basit tanımıyla değişim, herhangi bir durumdaki farklılaşmadır. Değişimden kaçmak, görmezden gelmek ya da dışında kalmak mümkün değildir.

Günümüzde işletmelerin başarılı olabilmesi için, değişime uyum sağlamanın ötesinde değişimi başlatan konumda da olması gerekmektedir.

Değişim yönetimi; örgütün yönetiminin, yapısının ve yeteneklerinin iç ve dış müşterilerin değişen gereksinimleri doğrultusunda sürekli yenilenme sürecidir. Değişim yönetimi sürecinin aşamaları aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:

  • Değişime karşı ve değişimi zorlayıcı unsurların tespit edilmesi,

  • Değişim uygulayıcılarının seçilmesi,

  • Değişim planının hazırlanması,

  • Değişim stratejilerinin uygulanması,

  • Değişimin değerlendirilmesi,

  • Değişimin kurumsallaştırılmasıdır.

Değişim, değişimin statükoyu bozması, bilinenden uzaklaşmayı gerektirmesi, alışılandan vazgeçmeyi öngörmesi nedeni ile rahatsız edici bir olaydır. Bu nedenle, bireylerin değişime direnç göstermesi olağan ve beklenen bir sonuçtur.

Değişime karşı oluşacak direncin olumlu etkilerinin olması için, en büyük sorumluluk işletmenin sahibi ve üst düzey yöneticilerine düşmektedir. Değişimin türü, zamanı ve sürecinin işleyişine en uygun yolu benimsemek ve kişileri zorlayarak değişime adapte etmeye çalışmanın ötesinde; çalışanları değişime hazırlamak, muhtemel sonuçlarını çalışanlarla paylaşmak ve uzlaşma yoluyla değişime olan dirençlerini kırmaya çalışmak bu noktada oldukça önemlidir.

Ünite 7: Uluslararası Piyasalar ve Finansal Yönetim

Giriş

Son yıllarda uluslararası finansal sistemin ulusal finansal sistemlerle entegrasyonunun artması uluslararası finansal yönetim uygulamalarının değişmesine sebep olmuştur. Bu değişime paralel olarak da, uluslararası faaliyet gösteren çokuluslu işletmelerin (ÇUI) finansal yönetim uygulamaları daha önemli hale gelmiştir. Ayrıca, uluslararası finansal sistemin, fon arzı ve fon talebi şeklinde iki yönlü işleyen yapısının değişmesi, finans yöneticilerinin yerelden daha çok küresel düşünmelerini beraberinde getirmiştir.

Uluslararası Finansal Sistem

Bazı ülkelerde fon fazlası varken, bazı ülkelerde fon talebi olabilmektedir. Fon ihtiyacı olan işletme, banka ve hükümetlerin bu gereksinimini fon fazlası olan ülkelerin finansal kurumlarından sağlamak istemesiyle oluşan ilişkiler, uluslararası finansal piyasalardaki işlemlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Uluslararası finansal piyasalar, uluslararası yatırım kararlarını alınmasında ve yatırım yapılan ülkelerin paralarına duyulan ihtiyaçta önemli rol oynamaktadır. Uluslararası finansal piyasalar, küresel işletmelerin farklı ülkelerdeki yatırımlarında kullandıkları fonları sağlamakla birlikte, bu işletmelerin fon fazlasını da en uygun getiriyi elde edebildikleri ülkelerde değerlendirebilmelerine olanak tanımaktadır. Bu şekilde entegrasyonu artan finansal piyasalarda, ulusal finansal sistemlerin uluslararası finansal sistemin bir alt sistemi haline geldiği ifade edilmektedir.

Son yıllarda iletişim teknolojileri ve finansal liberalleştirme reformları nedeniyle uluslararası sermaye hareketleri önemli ölçüde artmıştır. Küresel ekonomiyi giderek artan şekilde etkileyen uluslararası finans sistemi, farklı coğrafyalardaki ülkelerin finans sistemlerinin geleceğini karşılıklı bağımlılık oluşturacak düzeyde etkilemiştir.

Uluslararası finansal sistemde aracılık fonksiyonu üstlenen finansal kurumların ve araçların sayısı daha fazla olup, piyasalardaki, etkinlik, işlem hacmi ve gelişmişlik düzeyi de yüksektir. Şekil 7.1’de uluslararası finansal sistemin işleyişi verilmiştir.

Uluslararası Finansal Piyasalar

Uluslararası finansal piyasalar, ulusal fonların yabancılara, yabancı fonların ise yerli kullanıcılara aktarıldığı piyasaları ifade etmektedir. Londra, Tokyo, New York dünyanın en büyük finans merkezleri olup, bunları Paris, Frankfurt, Zürich, Cenevre, Amsterdam, Singapur, Hong Kong gibi bölgesel finans merkezleri takip etmektedir.

Döviz Piyasaları

Ülkelerin para birimlerinin karşılıklı olarak değerinin belirlendiği, alınıp satıldığı piyasalardır. Farklı coğrafi bölgelerde olsalar da, elektronik altyapı sayesinde sürekli ilişki içinde bulunmakta olup, işlem hacimleri ve likiditeleri oldukça yüksektir. Avantajları, 24 saat açık olmaları, kolay ulaşılabilirlik, çeşitlendirme ve kaldıraç olanaklarının olmasıdır.

Kaldıraç, döviz piyasalarında, küçük tutarlarla büyük hacimli işlemler yapılmasını sağlayan finansal olanaktır.

Ağırlıklı olarak işlem yapan katılımcılar ticari bankalar olmak üzere, finansal işlem yapan kamu kurumları, merkez bankaları, uluslararası şirketler, portföy yönetim firmaları, sigorta şirketleri, korunma fonları ve bireysel yatırımcılar, katılımcıları oluşturmaktadır. Amaçları, yabancı para üzerinden yükümlülüklerinin riskini önlemek, farklı ülkelerdeki yatırım fonları ve diğer finansal araçlara yatırım yapmak ve başka bir ülkedeki satın alma gücünü diğer bir ülkedeki kullanıcıya yönlendirmektir. Dinamik bir yapıya sahip katılımcılar, bir finansal piyasanın bilgisini, o ülkedeki değişen politik koşullar ve ekonomide meydana gelen değişmeler ve teknik analizlerle birleştirerek, farklı merkezlerdeki finansal piyasalara aktarırlar.

Döviz piyasalarının temel işlevi, dış ticaret ve sermaye akımlarının gerçekleştirilmesi bir başka ifadeyle, farklı ülkeler ve farklı oyuncular arasında değişime aracılık etmektir. Diğer işlevleri, kur risklerini önlenmek, istenilen yabancı para birimi üzerinde kredi sağlamak ve uluslararası ticarette gerçekleştirilen ödemelerin transferini sağlamaktır.

Döviz kuru, bir birim ülke parasının diğer bir ülke parası cinsinden fiyatına, değerine denir.

Döviz kuruna yönelik uygulamalar, bir uçta sabit kur rejimi, diğer uçta ise serbest dalgalı olmak üzere, iki rejim arasında şekillenmektedir. Sabit kur rejiminde, ulusal paranın değeri yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet karşısında sabitlenmekte ve bu değerin sürmesi para otoritesi tarafından bazen açık bazen de dolaylı olarak garanti edilmektedir. Para Kurulu türü uygulamalarda, bir taraftan kur sabitlenirken diğer taraftan ulusal para arzı tamamen bu kur üzerinden gerçekleştirilen döviz alım- satımlarına bağlanmaktadır. Serbest dalgalı kur rejiminde ise, döviz kurunun fiyatı piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenmektedir. Bunların yanı sıra kontrollü dalgalanma rejimi ve sürünen kur adı altındaki rejimler gibi birçok ara rejim de mevcuttur.

Döviz kurları alış ve satış kuru olmak üzere iki şekilde ilan edilir. Bu açıdan bakıldığında bu piyasada aktif bir biçimde yer alan finansal kurumlar hem alıcı hem de satıcı konumdadırlar. İki fiyat arasındaki fark ise kur marjı olarak adlandırılır. Herhangi bir paranın kur marjı, alınan satılan paranın miktarına göre, finansal merkezlerin boyutuna göre, paranın fiyatındaki dalgalanmaya göre, para piyasasının derinliğine göre ve alınıp satılan araçları türüne göre değişebilmektedir.

Çapraz kur, iki yabancı para ve bu iki paranın her birinin bir üçüncü yabancı para (genellikle ABD doları) ile arasındaki parite olarak tanımlanan döviz değişim kurudur. Ülkelerde kurların genel olarak dolar üzerinden ifade ediliyor olması, çapraz kur yönteminde de doların kullanılmasını kolaylaştırmıştır. Türkiye’de de çapraz kur hesaplaması için Merkez Bankası tarafından belirlenen kur, dolardır.

Döviz piyasaları Vadeli Piyasa “Forward Market” ve Vadesiz Piyasa “Spot Market” olmak üzere, ikiye ayrılırlar. Vadesiz piyasalarda döviz işlemleri herhangi bir işgününde o günün (Spot) döviz kuru üzerinden yapılmaktadır. Vadeli piyasalardaki döviz işlemleri ise, tarafların sözleşme ile karşılıklı olarak karar verdikleri gelecekteki bir gün ve döviz kuru üzerinden (Vadeli Döviz Kuru) döviz alım ve satımının taahhüt edilmesi şeklinde yapılmaktadır. Vadeli kur eğer spot kurdan büyükse aradaki fark “vade primi”, eğer küçükse de “vade iskontosu” ortaya çıkar.

Vadeli kurların hesaplanmasında aşağıdaki formül kullanılmaktadır:

Forward Kur= Spot Kur + Vade Marjı

Vade Marjı= (Spot Kur* (Faiz Oranı Farkı)* Vade) / 360

Uluslararası Para Piyasaları

Uluslararası para piyasaları, yabancı para cinsinden borçlanan hükümetlerin, işletmelerin ve yatırımcıların yapmış oldukları kısa vadeli fon ihtiyaçlarını karşılamaları ve bununla birlikte bu birimlerin fon fazlalarını değerlendirmeleri amacıyla ortaya çıkmıştır. Uluslararası para piyasası tüm ülkelerdeki büyük bankaların oluşturduğu bir piyasadır. Bu piyasanın iki önemli bileşeni, Avrupa para piyasası ve Asya para piyasasıdır.

Euro dolar terimi, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dışındaki bankalarda veya ABD bankalarının yurt dışı şubelerinde tutulan ABD doları cinsinden mevduatları ifade etmek için kullanılmaktadır. Asya para piyasası da orijinal olarak Asya dolar piyasası olarak adlandırılmakta ve ABD doları veya diğer para birimlerini kullanan işletmelerin ihtiyaçlarını karşılama amacıyla ortaya çıkmıştır.

Uluslararası para piyasalarının temel işlevi, fon ihtiyacı içerisinde olan birimlere kredi sağlayarak kaldıraç görevini yerine getirmektir. Bu piyasalarda borçlanma aracı olarak Euro krediler ve Sendikasyon kredileri ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Sendikasyon kredileri, genel olarak “bir grup finansal kurumun, ortak vade ve koşullarda özelliği olan bir borçluya fon sunması” şeklinde tanımlanabilir

Uluslararası para ve kredi piyasasında borçluların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla birçok araç kullanılmakta ve bu amaçla da yeni ürünler geliştirilmektedir. Bu piyasada kullanılan araçlar şu şekilde sıralanabilir:

  1. Vadeli Borç
  2. Rotatif Kredi
  3. Stand-by Kredi - Kullanıma Hazır Kredi
  4. Stand-by Kredi Mektubu
  5. Karma İşlemler

Uluslararası Hisse Senedi Piyasaları

Ulusal piyasaların dar kalıplarından kurtulan firmalar, uluslararası piyasalara menkul kıymet ihraç ederek ulusal piyasalardan sağlayamayacakları büyüklükte fon elde edebilmekte ve hisse senetlerinin likiditesini artırabilmektedirler. Uluslararası hisse senedi piyasası, gelişmekte olan ülke kamu kuruluşlarının hisse senetleri içinde önemli bir pazardır. Yabancı hisse senetleri, özelliklede gelişmekte olan ülke hisse senetleri sahip oldukları bu potansiyel faydalarına rağmen riskli bir yatırım aracıdır.

ABD kökenli olmayan işletmeler likidite sağlamak amacıyla, ABD’de dolar cinsinden hisse senedi ihraç etmektedir. Bu tür hisse senetleri Yankee hisse senedi olarak adlandırılmaktadır.

Kapitilizasyon oranı piyasa değerini göstermekte ve piyasaların büyüklüğü hakkında yatırımcılara ve diğer bilgi kullanıcılarına fikir vermektedir.

ABD borsalarının piyasa kapitilizasyon değerinin büyüklüğün önemli bir nedeni ABD piyasalarında hisse senedine yatırımın diğer ülkelere göre daha kolay olmasıdır. ABD piyasalarında hisse senedine yatırımı kolaylaştıran iki faktörden söz edilmektedir. Bunlardan birincisi ABD borsalarına, Japonya ve Almanya borsalarıyla karşılaştırıldığında mevzuat ve işlem bürokrasisi açısından yabancı şirketlerin girişi daha kolay olmaktadır. Diğeri ise ABD borsalarının sahip olduğu teknolojik ve telekomünikasyon alt yapısının yabancı yatırımcılar açısından borsalarda işlem yapmalarını daha kolay kılmasıdır.

Uluslararası Tahvil Piyasaları

Uluslararası tahviller genel olarak ikiye ayrılıp incelenebilir. Bunlar, yabancı tahviller ve euro tahvillerdir. Yabancı tahviller: Bir devletin, kamu kuruluşunun veya bir işletmenin, yabancı bir ülkede satılmak üzere o yabancı ülkenin parası cinsinden ihraç ettikleri tahvillerdir. Yabancı tahviller bazı piyasalarda çeşitli isimler adı altında anılırlar. Örneğin yabancı tahvil ABD piyasasına ihraç edilmişse “Yankee Tahvilleri”, Japonya Piyasasına ihraç edilmişse “Samurai Tahvilleri”, İngiltere piyasasına ihraç edilmişse “Bulldog Tahvilleri”, İspanya piyasasına ihraç edilmişse “Matador Tahvilleri” olarak adlandırılırlar. Euro tahvil: Çıkarıldığı para cinsinin dolanımda bulunduğu ülke dışındaki diğer ülkelerde satılan uluslararası bir tahvildir. Euro Tahvillerin taşıyana kayıtlı bir biçimde olması, ulusal yasal düzenlemelerin dışında olmaları, ulusal faiz sınırına tabi olmamaları ve faiz gelirlerinden vergi alınmaması, borsalara kayıt zorunluluğunun bulunmaması gibi özellikleri Euro Tahvil piyasalarının tahvil piyasaları arasında en gelişmiş ve yaygın olmasını sağlamıştır.

Euro Finansman Bonoları ve Orta Vadeli Bonolar

Kredi değerliliği yüksek olan işletmeler tarafından kısa süreli finansman sağlamaya yönelik çıkarılan finansman bonoları, yabancı bir paraya bağlı olarak çıkarılmakta ve ulusal piyasalarda satışa sunulmaktadır. Euro orta vadeli bonolar, euro finansman bonoları ile daha uzun vadeli uluslararası tahviller arasındaki boşluğu doldurmaktadır. Orta vadeli bono piyasasında vadeler üç ile on yıl arasında değişmektedir

Uluslararası Finansal Yönetim

Uluslararası finansal yönetimi, finansal yönetimden ayrılmasında 3 temel boyut söz konusudur. Bunlar; yabancı para ile işlem ve politik riskler, pazar sınırlılıkları ve genişletilmiş fırsat kümeleridir.

Çalışma Sermayesi Yönetimi

Genel olarak çalışma sermayesi yönetimi, işletmelerin nakit, alacak ve stok gibi kısa vadeli varlıklarıyla, kısa vadeli borçların yönetilmesini kapsar. Kısa dönemli varlıkların hangi düzeyde olacağı planlanan satışlara bağlı olarak belirlenir. Bu varlıkların finansmanı ise finansmanın temel ilkeleri doğrultusunda kısa vadeli kaynaklarla olmalıdır.

Uluslararası çalışma sermayesi yönetimi, genel anlamda iki temel amaca hizmet eder. Bunlardan birincisi, kısa süreli yatırımların ve mali fonların çeşitli paralar ve ülkeler arasındaki dağıtımını sağlayarak, işletmenin gelirlerini en yükseğe çıkarmak; ikincisi ise çeşitli para piyasalarından ödünç alarak, borçlanma maliyetini en aza indirmektir.

Üretim ve satışlarını tamamen uluslararası alana yaygınlaştırmış çokuluslu ve/veya uluslararası işletmeler açısından çalışma sermayesi yönetimi ağırlıklı olarak merkezi nakit yönetimiyle ilgilidir. Çeşitli yabancı paralar üzerinden gelir ve giderleri bulunan uluslararası bir işletmenin, nakit giriş ve çıkışlarının tek merkezden yönetilmesi ile fon maliyetlerinin azaltılması ve döviz kuru risklerinin yönetilmesinde işletme içi çeşitli teknikler kullanılmaktadır. Bu tekniklerden en yaygın olarak kullanılanları aşağıdaki gibidir:

  1. Şirket İçi Netleştirme
  2. Denkleştirme
  3. Döviz Sepetlerinin Kullanılması
  4. Nakit Havuzu Oluşturma
  5. Tahsilatın Hızlandırılması
  6. Geciktirme ve Öne Alma
  7. Yeniden Faturalama Merkezleri Kurmak
  8. Transfer Fiyatlaması
  9. Havale Stratejileri

Netleştirme, merkez işletme ve bağlı işletmelerin kendi aralarındaki para transferi, borç alacak ilişkisi, kur riskinin yönetilmesi ve kâr paylaşımı gibi konularda işlem maliyetlerinin azalmasına yardımcı olan bir tekniktir.

Denkleştirme, bilançodaki bir aktifi, bu aktifin özelliklerini yansıtan bir pasifle karşılaştırma işlemidir.

Sermaye Bütçelemesi Kararları

Uluslararası faaliyet gösteren işletmelerin yabancı bir ülkede gerçekleştirdikleri doğrudan yabancı sermaye ile uzun vadeli olarak yapmış oldukları duran varlık yatırımları uluslararası sermaye bütçelemesinin kapsamını oluşturur. Sermaye bütçelemesi kararlarının temel özelliği, yapılan yatırımların uzun vadeli olması ve gelecekte işletmenin nakit akışlarını uzun süreli etkileyecek olmasıdır.

Uluslararası sermaye bütçelemesinde hangi yatırım alternatifinin daha iyi olduğunun belirlenmesinde uluslararası işletmeler sırasıyla şu adımları izlemelidirler: yapılacak yatırımlara alternatif projeleri belirlemek, fırsat ve tehditleri tanımlamak, nakit akışlarını belirlemek, proje önerilerinin arasında seçim yapmak.

Alternatif yatırım projelerinin değerlendirilmesinde kullanılan yöntemler, ulusal bazda yapılacak değerlendirmelerde kullanılan yöntemlerden çok farklı değildir. Bu yöntemler:

  1. Net Bugünkü Değer (NBD) Yöntemi
  2. Fayda Maliyet Oranı (Kârlılık Endeksi) Yöntemi
  3. İç Kârlılık Oranı Yöntemi
  4. Geri Ödeme Süresi (GÖS) Yöntemi
  5. Reel Opsiyon Yöntemi

Buradaki temel farklılık nakit akışlarının ABD doları ya da yatırım yapılacak ülkenin para birimi üzerinden yapılması ve merkez işletmenin nakit akışları ile sonrasında konsolide edilmesidir.

Net Bugünkü Değer, bir yatırımın sağlayacağı nakit girişlerinin bugünkü değerleri toplamından, yatırım tutarının bugünkü değerinin çıkartılmasıyla bulunan değerdir.

Fayda Maliyet Oranı, nakit girişlerinin bugünkü değerleri toplamının, nakit çıkışlarının bugünkü değerleri toplamına oranıdır.

İç Kârlılık Oranı, nakit girişlerinin bugünkü değerlerinin toplamını, nakit çıkışlarının bugünkü değerlerinin toplamına eşitleyen orandır.

Geri Ödeme Süresi, bir yatırımın nakit girişlerinin, yatırım tutarını karşıladığı süredir.

Reel opsiyonlar, finansal opsiyonların finansal olmayan gerçek varlıklar üzerindeki uygulamasıdır.